Özel Eğitim Çalışmalarında Ailenin Rolü ve Aile Eğitimi

Özel Eğitim Çalışmalarında Ailenin Rolü ve Aile Eğitimi

 

Sizlere bu yazımı akademik bir dille değil, konuşur gibi yazmak istiyorum, içimden geldiği gibi… Bu yazımda, içinde bulunduğumuz eğitim-öğretim ortamında, sizlerin öneminden bahsetmek istedim, asıl önemli olan öncelikle sizlersiniz çünkü…
Neden mi? İlk olarak, sizler olmasaydınız, o çok sevdiğimiz, içimiz titreyerek kendi evlatlarımız gibi gördüğümüz çocuklarımız olmayacaktı, sizler sayesinde onlarla birlikteyiz. İkinci olarak, ‘’özel’’ çocuklara sahipsiniz her biriniz ve her birinizin emeği belki de normal olan emeğin kat kat fazlasını buluyor…
Bu girişin ardından, yavaş yavaş, özel eğitimde birbirimize nasıl destek olabileceğimizden bahsetmek istiyorum kısaca. Karşılıklı bir yardım süreci çünkü bu. Ne bizler sizlersiz yeterli faydayı sağlayabiliriz, ne de sizler biz olmadan…
Biliyoruz ki, eğitimin temeli ailede başlar ve okulda devam eder. Çocuklarımız, zamanlarının çok fazla kısmını evde, yani sizlerle geçiriyorlar. Onları en iyi tanıyan sizlersiniz. Onları sizlerden iyi tanıyan, onların üzerinde sizlerden daha etkili olabilecek başka kişiler yok dünya üzerinde. Bu nedenle, sizlerin evde vereceği eğitim-öğretim, çok önemli görünüyor. Peki, bu eğitim-öğretimi sağlayabilmek için, öncelikle hangi basamakların tamamlanmış olması gerekir? Ben, edindiğim tecrübelerden, paylaşabildiğim kadarını sizlerle paylaşmak istiyorum.
İlk olarak, ailenin yapması gereken ve belki de en zor olanı, durumu, olduğu gibi kabul etmektir. Böylece, durumla başa çıkmayı öğrenir ve gerçekçi çözümler üretilebilinir. Var olan durumu reddetmek, ilerleyebilecek olan yolun önüne, her gün yeni bir engel koymak demektir. Var olan durumu kabul etmemek, her gelişim alanında, çocuğu sıkıntıya sürüklemektedir. Örneğin, bilişsel olarak geliştirilebilecek becerilerde daha geride kalmasına neden olmakta, toplumda kabul görmeyeceği endişesi ile çocuk, aile tarafından toplumdan soyutlandığında sosyal açıdan gelişememektedir. Tüm bunların yanında, hem aile hem de çocuk duygusal olarak umutsuzluğa sürüklenmekte, böylece bu kısır döngü sürüp gitmektedir.
İkinci olarak, çocuktan beklenilenlerin çok yüksek olması, çocuğu ve aileyi yıkıma uğratmaktadır. Bu noktada yine beklentilerimizi gerçekçi ve dozunda tutmalıyız ki, küçük adımları fark edebilelim.
Üçüncü olarak sıkça fark ettiğim durum ise, ailelerimizin, çocuklarını normal gelişim gösteren çocuklarla kıyaslamalarıdır. Bu gerçekçi bir değerlendirme değildir. Bu gibi kıyaslamalar yaptığımızda, ailelerimiz psikolojik olarak çöküntüye sürüklenmektedir. Bizler, çocuklarımızı, olduğu gibi değerlendirmeli, geliştirebileceğimiz ölçüde emek vermeli ve mucize beklememeliyiz.
Sıkça rastladığım diğer bir tutum ise, çocuklarımızın aileleri tarafından aşırı korunması. Kendi bakımını üstlenebilecek, kişisel ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenebilecek çocuklarımızın bazıları bile aileleri tarafından çok fazla korunduğu ve desteklendiği için, geliştirebilecekleri becerilerini geliştirememekte, birey olduklarını hissedememekte, anne babalarına bağımlı kalmayı sürdürmek zorunda kalmaktadırlar. Oysa, bizlerin hedefi, çocuklarımızın (bu becerilerini geliştirebilecek çocuklarımızın) birey olduklarını hissederek, olabildikleri ölçüde gelişebilmelerine katkı sağlamak olmalıdır.
Rastladığım diğer bir durum ise, içinde bulunulan koşullardan dolayı, ailelerimizde depresyon ve kaygı durumlarının yaşanıyor olması. Bu gibi durumlarda, hekimlerimizden ve uzmanlardan destek almak, etik ve doğru olan şey.
Yukarıda sıraladıklarım, gözlemlerime dayalı olan durumlar. Elbette ki, her ailede, bunlar ya da bunlara benzer durumlar yaşanmıyor.
Şimdi gelelim, işin bizimle yani eğitimcilerle ilgili olan kısımlarına. Bizler sizlere nasıl destek olmalıyız? Bunun doğru yöntemi nedir?
Bizlerin öncelikli görevi, siz ailelerimize, içinde bulunduğunuz zor durumu kabullenmede yardımcı olmak. Tabii durumu bilimsel ve net olarak paylaşarak. Sizlere destek olup, umut aşılamaya çalışırken, gerçekleşmeyecek vaatler sunmak, bilimsellikten ve eğitimci kimliğimizden sıyrılmak demektir. Emin olun, bazen gerçekleri açıklamak ve ailelerimizi bununla yüzleştirmek, sandığınızdan çok daha zor. Ama her zaman ne diyoruz? İlerleme kaydedebilmek için, öncelikle kabul etmeliyiz.
Daha sonraki görevlerimizden biri ise, sizleri anne-baba olarak desteklemek ve çocuklarımızın evdeki eğitimcileri olarak desteklemek geliyor. Anne-baba olarak sizleri destekleme programlarından kastım, çocuğunuzu kabullenme, sosyalleşme sürecinin nasıl olması gerektiği, çocuğunuzun kardeşleriyle olan ilişkilerinin nasıl olması gerektiği, yaşayacağınız yasal sürecin nasıl olacağı ile ilgili sizleri bilgilendirmektir. Sizleri, çocuğunuzun öğreticisi olarak desteklemekten kastım ise, çocuk yetiştirme tutumları hakkında, çocuklarımızın gelişim alanları hakkında bilgi sahibi olma ve bunları geliştirme becerilerini nasıl destekleyebileceğinizi aktarma, davranışlarında ve toplumsal becerilerinde nasıl destek olabileceğiniz konusunda bilgiler sağlamak. Bir diğer görevimizin ise, ilgili yönlendirmeleri yapmak olduğunu düşünüyorum. Hepimizin uzmanlık alanları ve branşları farklı. O nedenle, sizlere, gerekli desteği sağlayacak olan uzmanlarımıza sizleri yönlendirerek, verimi artırmış oluyoruz.
Her iki grubun da görevlerinden ve bana göre önemli gördüğün noktalardan bahsettim sanıyorum. Önemli olan şey ise, hep birlikte, birbirimizi en önemlisi anlayarak ve destek olarak çocuklarımızın eğitimine ve sizlere katkı ve destek sağlamak. Birbirimize karşı anlayışlı, dürüst, etik yaklaştığımız sürece, hem sizler, hem çocuklarımız hem de bizler içinde bulunduğumuz gelişimden tatmin olacağız. İşbirlikli çalışmak, gelişimin ilk ve öncelikli basamağıdır.
BURÇAK ENGİN – Psikolog – Algı Özel Eğitim Merkezi‘nden alıntıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.